IHH Yetim Sponsorluk Sistemi
   
  KOZANSIKI KÖYÜMÜZÜN SİTESİNE HOŞGELDİNİZ
  LUZUMSUZ BİLGİLER
 

ADETLER

 

 

 

1.01 İngiltere'de trafik niçin soldan akar?

 

Bir zamanlar herkes İngilizler gibi yolun solundan gidiyordu. Bunun için de çok geçerli bir sebep vardı.

Yüzyıllarca önce yolun karşısından gelenin dost mu, yoksa düşman mı olduğunu

kestirmek mümkün değildi. İnsanların çoğu sağ ellerini kullandıkları için, yolun

solundan, duvar dibinden (yaya veya atla) giderek sol taraflarını emniyete alır,

sağ ellerini kılıçlarını hemen çekecek şekilde hazır bekletirlerdi. Yolun solundan seyahat, ilk defa 1300lü yıllarda, papanın Roma'ya gelecek

hacıların yolda karmaşaya sebep vermemeleri için, yolun solundan gitmelerini söylemesiyle resmileşti ve yüzyıllar boyu devam etti. 18. yüzyılın sonlarında ABD'de birçok atın çektiği posta arabalarında, sürücü koltuğu yoktu ve sürücü en arkada ve soldaki atın üstünde oturuyordu. Bu da yolun solundan gidildiğinde karşıdan geleni ve yolun kontrolünü zorlaştırıyordu.Çok geçmeden ABD'de trafik sağdan işlemeye başladı. Fransız İhtilali sırasında,ihtilalin liderlerinden Maximilien Robespierre, büyük bir olasılıkla Katolik kiliseye meydan okuyanlara bir jest olsun diye, Parislilerden yolların sağından  gitmelerini istedi. Bir süre sonra aslında kendisi de bir solak olan Napolyon, ordularındaki ikmal  arabalarının yolların sağından gitmeleri emrini verdi ve zaptettiği her ülkede de

bu uygulamayı hayata geçirdi. İngiltere hiçbir zaman Napolyon tarafından zapt edilemediğinden İngilizler yolun solundan gitme alışkanlıklarından vazgeçmediler. Avustralya, Hindistan gibi tüm eski sömürgelerinde de bu usulü devam ettirdiler. Zaten İngilizler'de Amerikalılardan farklı olarak sürücü arabanın üstünde ve sağında oturuyordu. Modern araba teknolojisinin gelişmesi ile bu gelişimin dünyada öncüsü olan ABD'de sürücü koltuğu ve direksiyon sağdan gidişe uygun olarak sola konuldu ve dünyanın birçok bölgesinde bu şekilde yaygınlaştı. İngiltere'de ve eski sömürgelerinde, trafik akışını sağ şeride almanın faturası o kadar yüklüdür ki, artık isteseler de kolay kolay bunu yapamazlar. Hangi ülkede olursanız olun, trafiğin yönü ister sağdan olsun ister soldan, karşıdan karşıya geçmeden önce, siz yine de her iki yöne bakmayı ihmal etmeyin.

 

1.02 Niçin trafik lambaları kırmızı, sarı ve yeşildir?

 

Trafik ışıkları uygulaması, önceleri demiryollarının trenleri kontrol için

uyguladığı sinyaller Örnek alınarak başlamıştır. Demiryolları idaresi kırmızı

rengi 'dur' sinyali olarak seçmişti. Kırmızı renk kan rengi olduğundan asırlar

boyu tehlikenin, tahribatın ve ölümün simgesi olmuştur. Demiryolları ilk

faaliyete geçtiği 1830'lu yıllarda 'ikaz' ışığının rengi yeşil, 'geç' ışığının ise

beyazdı. Bir süre sonra beyaz sinyal problem yaratmaya başladı. Beyaz renkli 'geç' sinyali diğer sokak lambaları ile karıştırılabiliyordu. Ama daha da kötüsü 'dur' işaretlerine konulan kırmızı mercekler yerlerinden düşünce ışık beyazlaşıyor, 'geç' sinyali olarak algılanıyor ve kazalara yol açabiliyordu.

Sonunda demiryolcular kırmızıyı 'dur', yeşili 'geç' sarı rengi de 'ikaz' sinyali

olarak kullanmaya başladılar. Bilindiği gibi sarı, renk spektrumu içinde en göz

alıcı renktir. Böylece makinist bir sinyalin bulunması gereken yerde beyaz ışığı görürse, bir şeylerin yanlış olduğunu anlıyor ve tedbirini alıyordu.

Karayollarına gelince, yollarda sadece atların ve at arabalarının bulunduğu

tarihlerde bile dünyanın büyük şehirlerinde trafik sorundu. İlk trafik lambası otomobillerin ortaya çıkmasından çok önce 1868'de Londra'da kullanıldı. Gazla yakılan ve bir eksen etrafında döndürülebilen kırmızı ve yeşil lambalar bir yıl sonra patlayıp, kendilerini çeviren polisi de yaralayınca bu uygulama ortadan kalktı. Ama öte yandan otomobillerin ortaya çıkması ve şehirlerde dolaşmaya başlamalarıyla birlikte durum iyice kötüleşti. Çeşitli şehirlerde değişik uygulamalar yapıldı. Demiryollarındaki uygulama örnek alındı ama demiryollarında birbirine paralel iki hat vardı. Bu sistem iki yolun kesiştiği

kavşaklarda işe yaramıyordu. Sonunda günümüzdekilere benzeyen ilk elektrikli otomatik trafik lambasını, ilkokul mezunu ve ABD'deki Cleveland'da otomobil sahibi ilk siyah olan Garrett Morgan geliştirdi. 1914'de ilk denemelerine başlayan Morgan 1923'de de patentini aldı. Morgan 1963'de ölümünden az önce patentini 40 bin dolara

General Electric firmasına sattı.

Morgan'ın lambaları demiryollarına benzer şekilde bir "T" üzerinde kırmızı ve

yeşil iki lambadan ibaretti. Çok geçmeden ikaz anlamında sarı lamba da ilave

edildi ve uygulama bütün dünyaya süratle yayıldı. Aradan geçen yıllara rağmen sarı renk hala 'ikaz' anlamındadır ama günümüz

sürücüleri onu 'geç' sinyali olarak algılıyorlar.

 

 

1.03 Erkek bebeklerin giysileri niçin mavidir?

 

Yüzyıllarca önce insanlarda şeytani güçlerin, bebeklerin veya küçük çocukların odalarında dolaştıklarına, onların vücutlarına girmek için fırsat kolladıklarına  ilişkin ortak bir inanç vardı. Ayrıca bu şeytani güçlerin, mavi renk tarafından kovulduğuna da inanılıyordu. Çünkü mavi göklerin rengi idi. Hatta bugün bile hala Ortadoğu'da şeytanı kovmak için, bazı evlerin kapıları maviye boyanmaktadır.

O zamanlarda, sülalenin devamı için, erkek bebeklerin önemi daha fazla olduğu

için, şeytan korkar da gider diye, erkek bebeklerin ve küçük erkek çocukların

giysilerinin mavi olması adet haline geldi ve yüzyıllar boyunca devam etti.

Çok sonraları kız bebekler de "erkek bebekler kadar önem kazanınca", onların

giysilerine de bir renk verilmesi ihtiyacı doğdu ve de çiçeklerin en güzeli olan gülün rengi, yani pembe renk verildi.  

 

1.04 Erkeklerin düğmeleri niçin sağdadır?

 

Hakikaten, niçin erkeklerin tüm giysilerinde düğmeler sağda, ilikler solda iken kadın giysilerinde tam tersidir? İşte, insanların daha çok sağ ellerini kullanmalarından dolayı yerleşen bir alışkanlık daha. Sağ elini kullanan bir insan için, sağdaki bir düğmeyi, soldaki bir iliğe geçirmek daha kolaydır. Bu nedenle de erkeklerin düğmeleri daima

sağdadır. Peki kadınların düğmeleri niçin solda? Kadınların çoğunluğu da, daha çok sağ ellerini kullanmıyor mu? Giysilerde düğmelerin kullanılmaya başlanıldığı ilk zamanlarda, düğmeler hem çabuk kırılabiliyordu, hem de herkesin alamayacağı kadar pahalı idi. Düğme

alabilecek zengin kadınlar da, uzun elbiselerini ancak hizmetçilerinin yardımı ile giyebiliyorlardı. Hizmetçiler ise hanımlarının karşısında, onların düğmelerini, sağ ellerini kullanarak daha rahat ve daha hızlı ilikleyebiliyorlardı (tabii erkeklerin de daha hızlı çözdüklerini söylemeye gerek yok). Bu neden(ler)le, terziler düğmeleri

hizmetçinin sağına, hanımının ise soluna gelecek şekilde diker oldular.

Günümüzde her kadın, kendi kendine giyinip soyunmasına rağmen nedendir

bilinmez, bu adet değişmedi.

 

1.05 İnsanlar niçin tokalaşıyorlar?

 

Tokalaşma aslında çağlar öncesi bir adet. Çok eski çağlarda, tüm erkekler bir

silah taşıyor ve çoğunluğu da bu silahı sağ eli ile kullanıyordu.

Bir erkek diğerine dost olduğunu, elinde silah bulunmadığını göstermek için, boş

sağ elini uzatıyor, diğeri de aynı şeyi yapıyordu. Ama her iki taraf da kendini

emniyete almak, diğerinin aniden silah çekmesine mani olmak için,birbirlerinden emin olana kadar, birlikte ellerini hafifçe sıkarak duruyorlardı.

Tokalaşırken elleri sallama alışkanlığı, elleri daha iyi kavrayarak, rakibin

giysisinin içinden aniden bir silah çıkarmasını önlemek için başlamış olabilir. Ancak sonraları dostluğun bir ifadesi oldu.


1.06 Matemde bayraklar niçin yarıya indirilir?

 

Bu geleneğin kökeni eski deniz savaşlarına kadar uzanıyor. O devirlerde her bir

savaş gemisinin direğinin tepesinde dalgalanan kendine özgü renkli bir bayrağı

vardı. Bir deniz savaşından sonra yenilen gemi, galip tarafın bayrağını asmak

zorundaydı, bunun için de kendi bayrağını yarıya çekerek üstte yer bırakırdı.

Günümüzde böyle bir durum söz konusu değilse de, bayrakları yarıya indirmek

bir saygı ifadesi olarak kaldı. Milletlerin matem günlerinde, önemli devlet

adamlarının ölümünde, diğer milletlerin de bayraklarını yarıya indirmeleri,

mateme katılmak anlamında uluslararası bir gelenek haline geldi.

Hangi ulustan olursa olsun denizde birbirinin yanından geçen gemilerin, geçiş

süresince bayraklarım yarıya indirmeleri geleneği, saygının bir ifadesi olarak

günümüzde hala devam etmektedir.

 

1.07 Şemsiyelerin çoğunun rengi niçin siyahtır?

 

Şemsiyeler ilk olarak 3400 yıl önce Mezopotamya'da, bir rütbenin, bir ayrıcalığın  sembolü olarak kullanılmaya başlandı. Bu ilk şemsiyeler Mezopotamyalıları yağmurdan değil, yakıcı güneşten korumak için kullanılıyordu.

Şemsiyeler yüzyıllar boyu hep güneşten korunmak için kullanıldı. Bugün bile

bazı Afrika kabilelerinde şefin arkasında yürüyen bir şemsiye taşıyıcısı

görülmektedir. Hatta İngilizce'de şemsiye anlamındaki 'umbrella' kelimesi,

Latince gölge anlamına gelen 'umbra' kelimesinden türemiştir.

Milattan önce 1200 yıllarına gelindiğinde şemsiye Mısırlılarda biraz dini bir

anlam kazandı. Gökyüzünün Tanrının vücudundan yapılmış, dünyayı koruyan

bir şemsiye olduğuna inanıyorlardı ve başlarının üzerinde taşıdıkları şemsiye

yüksek ahlak sembolü idi.

Romalılar şemsiye kültürünü Mısırlılardan aldılar ama onu hep kadınsı bir

sembol olarak gördüler ve erkekler tarafından hiç kullanılmadı. Yağlı kağıttan

yapılan şemsiyelerin yağmuru da geçirmediği görülünce, kadınlar tarafından

yağmurda da kullanılmaya başlandı. Artık antik tiyatrolarda, yağmurda

kadınlar şemsiyeler altında rahat rahat otururlarken, erkekler sırıl sıklam

ıslanıyorlardı.

Avrupa'da şemsiyelerin yaygın olarak kullanılmasına 1700'lü yıllarda

başlanmıştır. Bu yıllarda şemsiyelerin yünlü kumaşlarının üstü bir çeşit yağ ile

sıvanıyordu. Bu yağ kumaşa su geçirmez bir özellik kazandırıyor ve siyah bir

renk veriyordu. Siyah renkli bu şemsiyeler erkekler tarafından da benimsendi ve

güneş için olan beyaz şemsiyeler kadınların, yağmur için olan siyahlar ise

erkeklerin vazgeçilmez aksesuarları oldu.

Bir çeşit yağ ile sıvanan siyah şemsiyeler gerçekten yağmuru hiç geçirmiyorlardı

ama ömürleri de pek uzun sürmüyordu. Zamanla daha kaliteli şemsiyeler

üretildi, ancak siyah renk su geçirmezliğin bir garantisiymiş gibi algılanmaya

devam edildi. Günümüzde yazın şemsiye kullanma adeti pek kalmadı ama

yağmurda erkekler siyah şemsiye taşımada hala ısrarlı. Kadınlar ise cıvıl cıvıl

renklerdeki şemsiyelerle dolaşıyorlar.

 

l .08 Günümüzde üniformalar niçin haki renkte?

 

Napolyon savaşlarına kadar, askeri üniformalar çok renkli ve gösterişli idi.

Ancak savaş teknolojisi geliştikçe bunun da bazı sakıncaları ortaya çıkmaya

başladı. Kılıç ve kalkanla yapılan savaşlarda gösterişli üniformalar düşmanda

moral bozukluğu yaratıyordu ama ateşli silahlar bulununca, bu parlak ve renkli

giysiler uzaktan iyi bir hedef olmaya başladı. Bugün askerler savaşa en uygun

sadelikte giyinerek giderler ve sadece gerekli teçhizatı taşırlar.

Üniformalardaki haki renk ise ilk kez İngilizler tarafından 1850'li yıllarda

Hindistan'da kullanılmaya başlanmıştır. Britanya ordusundan Hary Lumsden

İngiliz askerlerinin beyaz üniformaları nedeni ile kolay hedef olduklarını fark

edince, üniformaların üzerine toz ve çamur sürerek ve biraz da çay ile boyayarak

renklerini gölgeli kahverengine dönüştürmüş ve giysilerin rengini araziye

uydurmaya çalışmıştır. Toprak rengine benzeyen bu üniformalara Hintçe toprak

rengi anlamına gelen 'Khaki' adı verilmiş ve Türkçeye de 'haki' olarak geçmiştir.

Khaki 20. yüzyılın başlarında günün standartlarına göre değiştirildi. Bu model

Amerikan özel timleri tarafından tehlikeli görevlerde kullanılmaya başlanıldı.

Birinci Dünya Savaşı'nda da kullanılan bu renkteki kumaşlar çok sert oldukları

için askerlerin hareket kabiliyetlerini azaltıyor ve ıslandıkça daralıyorlardı. 1932 yılında pamuktan üretilen 'cramerton' ordu elbisesi dayanıklı olması ve içinde kolayca hareket edilebilmesi açısından İkinci Dünya Savaşı'nda ordunun

kullandığı en yaygın arazi elbisesi haline geldi. Bir sonraki aşama ise askerlerin düşman tarafından görülmemesini sağlayacak kadar araziye uygun ama aynı zamanda aynı tarafın askerlerinin birbirlerini vurmamasını sağlayacak şekilde ayırt edilebilir kumaş renk ve desenini oluşturmaktı.

Aslında kamuflaja ilk olarak askerler tarafından değil, hayvanların kendilerini

fark etmelerini önlemek için avcılar tarafından başvurulmuştu. Kamuflaj

desenlerini yaratabilmek için İngiliz ve Fransız orduları ressamlarla işbirliği

yapmıştır. Hatta Picasso'nun ordu giysilerini görünce, 'Bunlar benim desenlerim'

diye bağırdığı bile rivayet edilir.

 

1.09 Eski insanlar tuvaletlerini nasıl yapıyorlardı?

 

İnsanlar tarihlerinde çok uzun bir süre tuvalet kullanmadılar. Başlangıçta

hayvanlar nasıl yapıyorlarsa, onlar da öyle yaptılar. İşlerini en yakın çalının

dibinde veya bir ırmak kenarında görebiliyorlardı. Ancak toplumlar geliştikçe,

köyler, kasabalar ortaya çıktıkça tuvalet ihtiyacını karşılamak için daha uzak

mesafelere gitme zorunluluğu doğdu. Ayrıca açıkta bırakılan atıkların yarattığı

kötü koku ve hastalık tehlikeleri de insanlarda bu konuda bazı önlemler almanın

zamanının geldiği bilincini oluşturdu.

Binlerce yıl önce Sümerler, Mısırlılar ve Hindistan'da yaşayanlar oturakta

oturup, ihtiyaçlarını giderdikten sonra oturağa düşenleri uzakta bir yerlere

döküyorlardı. İki bin yıl önce ise Romalılar ilk basit tuvaleti kullanmaya

başladılar. Atıklar oturdukları deliğin içine düşüyor, deliğin altından akan su

onları uzağa taşıyordu.

Çiftçilerin, açık arazide çalışanların ise zaten böyle bir dertleri yoktu. Tarlanın bir köşesine çukur kazıyor, çukur yeterince dolunca, toprakla dolduruyor ve başka bir çukur kazıyorlardı. Geceleri ise yataklarının altında bir lazımlık bulunduruyorlardı.

Ortaçağda kale ve şatolarda atık bir delik vasıtası ile binanın etrafındaki su

birikintisine düşürülüyordu. Bir yere tuvaletini yapıp, onu bir tanktan gelen su

ile sürükleyip, uygun bir yere bırakma fikri ilk olarak Kraliçe 1. Elizabeth

zamanında, 1589 yılında John Harrington'dan geldi. Ancak o zamanlar İngiltere'deki evlerde ne böyle bir tankı dolduracak, ne de atığı alıp götürecek su sistemi vardı. Günümüzdekilere benzer bir tuvalet ancak iki yüzyıl sonra 1778'de İngiltere'de bir saat yapımcısı olan Alexander Cumming tarafından tasarlandı ve Joseph Bramah tarafından geliştirildi. Tuvaletlerden evlere yayılan kötü koku ise 1849 yılında Stephen Green'in 'U' şeklinde bir boruyu tuvaletin çıkışına monte etmesi ile son buldu. Tuvaletlerin ve günümüzde lavaboların da altında bulunan bu 'U' şeklindeki boruda her zaman bir miktar su kalır ve kokunun oluşmasını önler. Tabii o zamanlar tuvaletler dökme demirden yapılıyordu. Sonra düzgün yüzeylerinin temizlenme kolaylığı bakımından seramik tuvaletler üretilmeye başlanıldı. 1888 yılında ise tuvaletlere zinciri çekilince suyu akan klozetler ilave edildi. Bizde tuvaletler için hela, kenef, ayakyolu, WC., 00, yüznumara gibi birçok isim kullanılır. 'WC.' İngilizce ismindeki 'Water Closet'in baş harfleridir. Yüznumaranın hikâyesi ise değişik. Eskiden Fransa'da otellerde tuvaletler koridorların uçlarındaydı. Odaların her birine birer numara verirken, tuvaletlere numarasız demişler ve '00' diye işaretlemişlerdi. Fransızcadaki 'numarasız' kelimesi ile '100 numara' kelimesi hemen hemen aynı telaffuz edildiğinden, bizde Fransızcası biraz kıt birinin tercüme hatası sonucu 'yüznumara' olarak yerleşmiştir.

 

 

1.10 Erkekler eskiden nasıl tıraş oluyorlardı?

 

1991'de Avusturya Alpleri'nde buzullar arasında donmuş bir erkek cesedi

bulundu. Şaşırtıcı olan cesedin 5.200 yıl önce yaşamış birine ait olması ve bugüne kadar hemen hemen hiç bozulmadan kalabilmesiydi. 'Alp Çobanı' adı verilen bu cesette dikkat çeken bir başka husus da, yüzünde sakal ve bıyık olmamasıydı.

Arkeologlara göre erkekler tarih öncesi devirlerde de tıraş oluyorlardı. Mağara

duvarlarındaki bu devirlerden kalma resimler sakal tıraşı için kabukların,

köpekbalığı dişlerinin, en çok da keskinleştirilmiş çakmaktaşlarının

kullanıldığını göstermektedir. Günümüzde keşfedilen bazı ilkel kabilelerde

Çakmaktaşının bu amaçla kullanıldığı gerçekten de görülmektedir. Mısır'da

açılan mezarlarda eski Mısırlıların M.Ö. 4. yüzyılda sakal kesmek için

kullandıkları altın ve bakır aletler bulunmuştur.

Tarih öncesi erkeğinin sakal tıraşı olma nedeni, kesilmezse 150 santimetreye

kadar uzayabilecek olan sakalın hareket kabiliyetini hayli kısıtlamasıdır. Ancak

sinek kaydı tıraş olma ihtiyacının nedeni bilinmemektedir. Her gün kesilmesi

gerekiyorsa erkekler niçin sakallı yaratılmışlardır, o da ayrı bir konu. Erkekler günümüzde olduğu gibi geçmiş zamanlarda da din, toplumsal konum ve moda

gibi nedenlerle tıraş oluyorlardı. Örneğin, Roma'da sadece özgür insanlar tıraş

olabilirdi.  MS. 14. yüzyılda şimdiki usturanın ilkelleri ortaya çıkmaya başladı, ama erkeklerin acılı ve kanlı tıraş derdi 20. yüzyılın başlarına kadar devam etti. King Camp Gillette (jilet) ABD'de 1901 yılında ilk iki taraflı jileti keşfetti. Ancak Birinci Dünya Savaşı yıllarına kadar 168 jilet ve 51 makine satabilmişti. Savaş başlarında ABD hükümeti ordunun ihtiyacını karşılamak için firmaya 3,5 milyon tıraş makinesi sipariş etti. Böylece tıraş bıçağı bir sektör haline geldi. Kısa bir süre sonra eski bir kılıç üreticisi olan Wilkinson firması da tıraş bıçağı üretimine geçti ve bu ikili günümüze kadar piyasanın devleri olarak geldiler. Günümüzde Gillette dünya pazarının yüzde 66'sim elinde bulundururken, Wilkinson'un payı yüzde 20'dir. Daima sektörün motoru olan Gillette aslında  kaşifinin ve firmanın ismi ve bir marka iken ürünün de ismi haline gelmiştir 1950'li yıllarda ilk elektrikli tıraş makineleri devreye girdi. Aynı yıllarda ise paslanmaz çelik tıraş bıçağı piyasaya çıktı. Günümüz erkeklerinin yaklaşık yüzde 80'i ıslak tıraşı yani tıraş bıçağı kullanmayı tercih ediyor. Dünyada tıraş olan 2 milyar erkek ve her birinin yüzünde ortalama 15 bin kıl varken ve hele hele bu kıllar günde yaklaşık 2 milimetre uzarken, yani bir erkeğin ömrünün ortalama 100 günü tıraş olmakla geçerken, kim bükebilir tıraş bıçağı sektörünün bileğini?

 

 

1.11 Ata neden soldan binilir?

 

Diğer birçok alışkanlıkta olduğu gibi, bunun da sebebi, insanların çoğunun sağ

ellerini kullanıyor olmalarıdır. Asırlar önce, daha çok sağ ellerini kullanan

insanlar, kılıçlarını kolay çekebilmeleri için, kılıçlarını kınlarında, sol

taraflarında taşıyorlardı. Ata binerken, sol dizin altına kadar inen bu uzun kılıçla ata sağdan binmek, yani sağ ayağı üzengiye koyup, sol ayağı atın üzerine atarak binmek kılıç nedeni ile zor oluyordu. Soldan, sol ayağı üzengi üzerine koyup, sağ ayağı atın üzerine atarak binince kılıç sorun yaratmıyordu. Özellikle savaşa giden ordularda disiplin nedeni ile bir örnek hareket edilmesi gerektiğinden, solaklar da ata soldan binmek zorunda kalıyorlardı. Artık biniciler kılıç taşımıyorlarsa da, ata soldan binmek günümüze kadar uzanan bir gelenek haline geldi.


 

1.12 Erkekler niçin kravat takar?

 

Takılar hariç üzerimizdeki her giysinin bir fonksiyonu vardır. Peki kravatın

boğazı sıkmaktan başka fonksiyonu nedir? Her iki yakayı bir araya getirmekse

düğme o işi görüyor. Düğmeleri örtüp giysimizi güzel ve renkli kılmaksa kadınlar

niye takmıyor? Pek de kravat sever bir millet olmadığımız açıktır ama ister

inanın, ister inanmayın kravatın ortaya çıkışında Türklerin de rolü var.

1660'da Osmanlılar Avusturya ordusuna yenilince o zamanlar Avusturya-

Macaristan İmparatorluğu sınırları içinde olan Hırvatistan'dan (Croatia) bir alay asker zaferin kahramanları olarak Paris'e götürüldüler ve kralın huzuruna

çıkarıldılar. Bu askerler boğazlarına renkli mendiller takmışlardı. Bu mendiller

Romalılar devrinde hatiplerin, ses tellerini sıcak tutmak için boğazlarına

sardıkları mendillere benziyordu. Kral çok beğendi ve kendisi de krallık

kravatları takan bir alay kurdu. Kravat kelimesi de Hırvat anlamındaki

'Croat'tan türedi.  Çok geçmeden bu moda İngiltere'ye sıçradı. Hiçbir centilmen boğazına bir şey sarmadan kendini iyi giyinmiş hissetmiyordu. Kravat o zamanlar o kadar yüksek bağlanırdı ki, insanlar vücudunu döndürmeden etrafa bakamıyorlardı, ama hiç olmazsa bir faydası vardı. Kılıç darbelerine karşı boyunu koruyordu.  Kravat çeşitli şekillerde yüzyıllarca yerini korudu, yüzden fazla değişik bağlama şekli geliştirildi. Bağlama şekilleri üzerine kitaplar yazıldı. 1960 gençliğinin düzene baş kaldırması sırasında biraz gözden düştü ama 1970'li yıllardan başlayarak popülaritesi yine arttı. Tabii ki patronlar kravat takınca çalışanlara da başka seçenek kalmıyordu. Kravatlar erkeklerin elbise dolaplarının en kolay yıpranabilir aksesuarlarıdır. Genellikle erkekler kravatı düğümünün bir tarafından, ince ucunu çekerek çıkarırlar. Halbuki doğru yol kravatı bağlarken hangi hareketleri yaptıysanız, sökerken de ters sıra ile aynısını yapmanızdır. Kravatı çıkardıktan sonra her iki ucunu birleştirip iki kat yapmanız, parmağınızın üzerine bir kemer gibi sarmanız, parmağınızı içinden çektikten sonra bütün gece o şekilde muhafaza etmeniz uzmanlar tarafından tavsiye ediliyor. Eğer söz konusu olan bir ipek kravat ise sabahleyin de hemen askıya asmanız gerekiyor, bu şekilde içindeki fiberler orijinal şekillerine gelecektir. Son bir uyarı: Üzerinde leke olsa bile ipek kravatları kuru temizlemeye göndermeyin, deforme olabilirler, mümkün olduğunca kendiniz temizlemeye çalışın bu da bir sonuç vermezse dikişlerim söküp mendil olarak kullanabilirsiniz. 

 

1.13 Gelinliklerin rengi niçin beyazdır?

 

Çocuk annesine sormuş: 'Anne gelinlerin giysisi niçin beyaz renkte?' Annesi

cevaplamış: 'Beyaz renk masumiyetin ve mutluluğun sembolüdür.' Çocuk tekrar

sormuş: Teki o zaman damatlar niçin siyah giyiyorlar?'

Eski Roma'da gelinliklerin rengi sarıydı. Gelinler yine sarı renkte peçe

takıyorlardı. Peçe evli ve bekar kadınları ayırt ediyordu. Ortaçağlarda ise

gelinliğin rengi üzerinde pek durulmadı. Kumaşın kaliteli ve gösterişli olması

daha önemliydi. Herkes en iyi elbiselerini giyiyordu, renk de herkesin kendi

tercihine göreydi. Beyaz gelinlik adetinin yaygınlaşması 16. yüzyılda olmuştur. Bu yıllarda kraliyet ailesi gelinlerinin gümüşi renkte gelinlik giymeleri gelenekti. Kraliçe Viktorya bunu reddetti ve beyaz gelinlik giymekte ısrar etti.

Bundan sonra İngiliz ve Fransız yazarlar, beyaz rengin masumiyetin simgesi

olduğu konusunu işlemeye başladılar. O dönem ahlakına göre bekaret evliliğin

vazgeçilmez koşulu olduğu için beyaz gelinlik adeti tuttu. Evlenirken beyaz giysi giymek genç kızların bekaretlerini topluma ilan etmelerinin vasıtası oldu.

Gelinlikle ilgili bazı batıl inançlar da var. Bunlara göre gelinin gelinliğini bizzat kendisi dikmesi, damadın düğünden önce gelini gelinlikle görmesi, gelinin

gelinliği düğünden önce giymesi uğursuzluk getiriyor. Söz evlenmeden açılınca evlilik yüzüğünden de bahsetmek gerekiyor. İnsanların evlenince yüzük takmaları eski Mısırlıların inançlarına dayanıyor. Milattan 2800 yıl önce Mısır'da yaşayanlar dairenin veya halka şeklindeki cisimlerin, başlangıç ve bitiş noktalarının olmaması nedeni ile sonsuzluğu temsil ettiklerine inanıyorlardı. Yüzük evliliğin sonsuza dek süreceğini simgeliyordu. Sonra bu inanç ve adet Romalılar vasıtası ile iyice yaygınlaştı. Kazılarda o devirlere ait çok

ilginç evlilik yüzüklerine rastlanılmıştır. Evlilik yüzüğünün sol ele ve sondan bir önceki parmağa takılmasının sebebi ise modern tıbbın gelişmesinden önceki devirlere ait yanlış bir insan anatomisi bilgisidir. O zamanlarda dolaşım sistemimizdeki ana damarın sol elimizde bu parmaktan başlayıp kalbimize gittiği sanılıyordu. Böylece buraya takılan yüzükler evli çiftin kalben bağlılığını simgeliyordu. Gerçi şimdi damarların nereden gelip nereye gittiği biliniyor ama bu da bir adet olarak kaldı.

 

 
  Bugün 1 ziyaretçi (9 klik) kişi burdaydı!  
 
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=